image
image

YAŞAMA CESARETLE YAKLAŞMAK

image

YAŞAMA CESARETLE YAKLAŞMAK

YAŞAMA CESARETLE YAKLAŞMAK

Hikayelerimizi Reddettiğimizde Onlar Bizi Tanımlar. Hikayelerimizi Sahiplendiğimizde Sonu Yazmak Bizim Elimizde Olur.

- Brene Brown

1.Her birimizin ruhunda barındırdığı otobiyografik bir hikayesi var. Bazen, bu hikayenin içine doğru bir tetikleyici olay ile dramatik bir biçimde çekiliriz. İşte o zamanlarda duyguların, bedensel hislerin ve rahatsız edici düşüncelerin içinde adeta canlı canlı yutuluyor gibi oluruz.

Veya tam tersi kaçınma ve oyalanmalarımızın beşiğinde kendimizi gerçeklikten koparan ninniler söyleyerek uyuturken buluruz.Ya da düşünürken beynimiz kemiren bir kurdun esaretinde kalırız.

Bu tetiklenmelerde, dışarıda ne oluyor da sistem kendini yok edercesine dinamitliyor? Neden süreğen bir ruh iklimine sahip durağan bireyler değiliz? İçerlenmelerimiz, kırılganlıklarımız, acı, azap ve sıkışıp, bunalmalarımızla karmakarışık bir iklime bizi neden sokuyor? Yoksa kaosu seviyor muyuz?

Sizin cevabınız: (Lütfen önceki paragraftaki yazılanları hatırlamadı iseniz yeniden okuyarak burada öznel cevabınızı verin .Lütfen buna odaklanın ki kalıcı hafıza bu yazının kazanımlarına kapılarını açsın)

“Ben böyle olmuyorum. Öyle duygu muygu benim için lüks” Diyorsanız Sizin için, incinme hikayelerinin içine girmek tehlikeli gelebilir.

Mücadele hikayemiz bazen iş kaybetmek, ilişkimizin bitmesi gibi büyük olabileceği gibi arkadaşımızın incitici bir söz duymak da olabilir. Kuvvetle ayağa kalkma süreci hep aynıdır.

Kırılganlık yaşarız. Kırılganlık sonuç garanti değilken ortaya çıkıp görülmeye istekli olmaktır.” Sevgiye, aidiyete, yaratıcılığa ve mutluluğa giden tek yoldur. Cesurca yaşamak ve kırılganlığa açık olmak her zaman kolay değildir. Tökezlemeniz ve düşmeniz kaçınılmazdır. Kırılganlığa açık olmak, duyguların gücünün farkında olmayı ve kendimizi cesurca rahatsızlığın kucağına bırakmak cesaretini göstermek anlamına gelmektedir.

Duygularınızla hesaplama yapar,

Hisleriniz konusunda meraka kapılır,

Gerçeğe ulaşana kadar hikayelerinizle boğuşursunuz.

Ve ruhumuz bütün bunlar yaşanırken meydan okuma gücünü kullanır.

Biz değişir dönüşürüz..Ebeveynliğimiz, insanlığımız, Yaradan’la olan ilişkimiz her şeyimiz bu sarsıntıdan önce ayrışır ,sonra entegre olur ve güncellenir.

Bu süreci yaşam pratiğine dönüşene, hayatlarımızla bir devrim yaratana dek yaşarız. Kuvvetle ayağa kalkarak bilgelik ve içtenliğimizi var ederek değerlerimizi pekiştiririz.

Bu süreç bize kim olduğumuzla ilgili çok şey öğreten süreçtir. Biz kimiz? Ve neye ihtiyacımız var? Bu soruların bütün cevabı kendi otobiyografik hikayemizde ve mücadelemizde gizlidir.

Bu dönüşümün önüne ne ya da kim engel olabilir?

Sizin cevabınız: Önceki paragraftaki yazılanları hatırlamadı iseniz yeniden okuyarak burada öznel cevabınızı verin .Lütfen buna odaklanın ki kalıcı hafızanız bu yazının kazanımlarına kapılarını açsın)

Kendimiz…..

İçimizdeki Üç kağıtçı…

Statümüze ve insanların ne düşündüğüne önem veren, sürekli başkalarından daha iyi olmayı ve haklı olmayı ve üstün olmayı umursayan parçamızdır. Bize sürekli kıyaslamamızı, kanıtlamamımızı, hoşnut etmeyi, mükemmmelleşmeyi, üstün gelmeyi, rekabet etmemizi isteyen içimizdeki üçkağatçı yani Egomuz….Özünde utanç olan sıradan olma korkusu taşıyan, bütün üç kağıtçılar gibi egomuz da taleplerine boyun eğmeyebiliriz diye korktuğundan kendine fedailer tutar.

Bu fedailer egomuzun talebine boyun eğmemiz için

1.Acıyı kapıdan kovar:

Öfke: İntikam almayı , Suçlamayı hata bulmayı Kaçışlarla acıyı kapıdan kovar: umurumda bile değil” demek “incindimdemekten daha kolaydır. Ego bahaneler uydurmayı sever. Onun için İncinmektense olan bitenin hiçbir önemi yokmuş , hiç etkilenmemiş gibi davranmayı seçmek daha kolaydır.

2.Acıyı uyuşturur.

Duygusal acının üzerini alkol, uyuşturucu, yemek, seks, ilişkiler, para, iş, birinin bakımını üstlenmek, kumar, yasak ilişkiler, din, kaos, alışveriş, planlama, mükemmeliyetçilik, sürekli değişim, internet gibi bir çok şey yapabiliriz.

Fakat kötü haber şu ki karanlığı uyuşturduğumuzda ışığı da uyuştururuz. Gerginliği azaltmak için kullandığımız her uyuşturma yöntemi ile birlikte mutluluk, sevgi, güven içeren deneyimlerimiz de donuklaşır.

Şeytanla bir pazarlık yaparız.Ondan duygularımızı uyuşturarak kaçınmayı alırız ve duyguları hissetme kapasitemizi veririz. Ama şeytan hiçbir zaman vaadini tutmaz.

Kendimizi saplantılı ve kronik bir şekilde uyuşturuyorsak buna bağımlı olmuşuz demektır. Bu şekilde İnsan tarihinin, en borçlu, en obez, en fazla ilaç kullanan toplumuna dönüşürüz.

3.Acıyı biriktirir, biz acıyı sıkı sıkı katlayıp üst üste yığarız. Fakat bu incinmişlik hislerini, en bilge yanımız olan bedenimiz, canına tak edene kadar biriktirmeye devam eder. Vücudumuzun mesajı her zaman açıktır: “Biriktirmeyi bırak yoksa ben seni bırakacağım.” Vücut her seferinde galip gelir. Depresyon ve ankisyete vücudun incinmişlik biriktirdiğine yönelik, ilk tepkilerindenbirisidir. Farkına varılmayan acı ve işlemden geçirilmeyen incinmişlik hisleri buna sebep olabilir.

KUVVETLE AYAĞA KALKMA SÜRECİ NASIL İŞLER?

Kendi hikayemizi yazmayı seçmek, rahatsız olmak anlamına geliyor. Bu seçimle alışkanlık ve konforun yerine cesareti seçmiş oluruz.

Düştükten sonra ayağa kalkmak ve bunun için duygulara ve hislere, incinmişliğe kapıyı açarız. Bu incinme hayatımıza daha fazla bilgelik içtenlik katacak şekilde yüzleşmektir. Yani duygular tarafından cap canlı olmaktır.

1.Hesaplama : Tek yapmanız gereken dürüst ve meraklı olmak ve hislerimizi keşfetmek, duygularımızı etiktlemek ve düşüncelerimizi olanda tutmaktır. Olanı olmak bizi oldurur. Olanlara duygusal bir tepki veriyorum ve o tepkimi anlamak istiyorum.Diyebiliriz.

Bun neden etrafımdakilere sert davranıyorum

Beni böyle davranmaya iten nedir? Duvarı yumruklama evresine nasıl geldim?

Neden bu kadar bunalmış haldeyim. Neden aklımdan o konuşmaları çıkaramıyorum.

Çikolata yemem işe yaramayacak biliyorum.

Midemin nesi var?

Eğer merak etmez isek inkar ederiz. Merak etmezsek bağlantıyı keseriz. Hikayelerimizi ve zorlu duyguları inkar ettiğimizde onlarla bağımızı kestiğimizde onlar yok olmaz onun yerine bizim sahibimiz olur.Bizi tanımlar.İşimiz hikayeyi inkar etmek değil ona meydan okumaktır.

Olan buydu. Benim gerçeğim bu. Ve bu hikayenin sonunun nasıl bittiği konusunda söz sahibi olacağım diyebilirsek o zaman işte,

HİKAYELERİMİZİ REDDETTİĞİMİZDE ONLAR BİZİ TANIMLAR….HİKAYELERİMİZİ SAHİPLENDİĞİMİZDE SONU YAZMAK BİZİM ELİMİZDE OLUR.

Not: Bu metni yazmamda bana ilham olan Brene Brown’a onun “Kuvvetle Ayağa Kalkmak” kitabı için şükranlarımı sunuyorum.

Dr. Nurşen Şirin (Çekirdek& Oluş Gelişim ve Güvenli Bağlanma Merkezi)